GO Terimleri   |   Murphy'nin GO Yasaları   |   GO ve Felsefe   |   GO ve '3 Oyun'   |   GO Tahtası   |   Şibumi   |   Spiral

GO Oynama Adabı   |   GO, Zeka ve Çocuklar   |   GO'da Nasıl Daha İyi Olabilirsiniz?   |   GO Şiirleri   |   Anasayfa

"GO" Sorunsalı ve Kaotik Çözüm Arayışları 

 

GO ve FELSEFE

 

Boş Tahta

 

Go'da Mecaz

 

    Go terminolojisinin ilginç özelliklerinden biri mecaz anlatımların kullanılmasıdır. Mecaz anlatım komik olabilir, ancak bazı şeylerin anlaşılmasını ve hatırlanmasını kolaylaştırır. Bazen bir durumu kapsamlı bir açıklamadan çok daha kolay aydınlatabilir. Örneğin:

 

    Aji: Bu terim bir durumda saklı olan potansiyeli anlatır. Genellikle yaşama umudu olmayan ancak ileride bir tehdit oluşturmaya yarayabilecek bir veya iki taşın durumunu anlatmak için kullanılır. Birçok Amerikalı Japonca' da bu sözcüğün 'lezzet' veya 'çeşni' anlamına geldiğini bilir. Bu çok güzel bir mecaz anlatımdır. Ufak bir parça yiyeceği düşünün, pek tatmin edici değildir ancak bir anlık bir mutluluk verir ve bu potansiyeli göz ardı etmeniz zordur.
 

    Fuseki: Birçok oyuncu bu sözcüğün 'açılış' anlamına geldiğini düşünür, ancak değildir. Gerçek anlamı "taşları etrafa serpiştirmek"tir ve oyunun açılış evresini değil, açılış evresinde oynanması uygun olan oyun çeşidini tanımlar. Bu tanımı bilmek, oyunda erkenden 'ufak' hamleler yapmaktan kaçınmanıza yardımcı olacaktır: rakibinizden erken davranıp büyük boşluklara taş serpiştirin.
 

    Geta: Bu Japonca terim için 'ağ' sözcüğünü kullanıyoruz. Bu çok etkili bir mecaz anlatım, bize merdiven işe yaramadığında durumu kurtarmak için kullanabileceğimiz bir ele geçirme yöntemi anlatılıyor. Sözcüğün gerçek anlamı bükülmeyen tahta şeritlerin ağ şeklinde bağlanmasıyla yapılan geleneksel bir ayakkabıdan geliyor.
 

   Squeeze: Bir grubun nefes alanlarının azaltılarak bir miktar taşın ele geçirilmesi veya en azından hamle sırası kazanılması için yapılan hamle serisine karşılık gelen güzel bir mecaz anlatımdır. Ne zaman sınırlı nefes alanına sahip ufak bir grup görseniz sıkıştırmayı düşünün.
 

   Go: Hayata karşılık gelen güzel bir mecaz anlatım.
 

İliştirme


            Tamamen farklı görünen kavramlar olsalar da, iliştirme hem Go, hem de Budist filozofisinde önemli bir kavramdır. Budistler için iliştirme, tüm acıların kaynağını tanımlamanın bir yoludur. Ölüm yaşam döngüsüne bizi bağlayan şeydir; aydınlanmaya ulaşmak için, nesneler arasındaki ilişkilendirmenin kesilmesi önemlidir. Go' da, başka bir deyiş ile, doğru koşullar altında, diğer oyuncunun taşlarına taş iliştirmek çok faydalı bir taktiktir. Özellikle de, çevreniz düşman taşları ile çevrili iken taşlarınızı güvenli kılmada etkilidir. İliştirmeler rakibinizin taşını güçlendirmekle beraber, aynı zamanda sizin taşınızı da güçlendirir ve bu şekilde yaşayan bir grup kurmanıza öncülük ederler. Sonuç olarak, go' da iliştirme zorlu koşullarda yaşamanızı sağlar, Budizm'imde de gerçek hayat, ilişkilerin (ilişkilendirmelerin) kesilmesi ile gelir.
 

Budist felsefeye göre, aydınlanmamış kişiler ilişkilendirmeyi severler, go' ya yeni başlayanlar sıklıkla diğer oyuncunun kendi taşlarından birine taş iliştirilmesinden korkar ve paniğe kapılırlar. Bu iki ayrı iliştirme-ilişkilendirmeyi birlikte düşünerek bir şeyler öğrenebilir miyiz?
 

Budizmde ilişkilendirilmiş olmak, bir şeyin doğal değerine müdahale etmektir, bir şeyi olduğundan belirgin veya silik kılmak, sonuç olarak kötü ve hatta yıkıcı bir şeydir. Aileler çoğunlukla çocuklarına bu duygu ile, gelişkinler işlerine ve diğerleri de kimliklerinin sürmesi ve hayatta kalmaları için gerekli olduğunu düşünerek yaklaşırlar. Budistler ise bunu hata olarak ve gerçekte, gerekli olandan daha fazlasını istemek ya da doğal yaşamdan bazı şeyleri, kendi yaşamımızı sürdürmek için kullanmak olarak düşünebileceğimiz bir çeşit açgözlülük olarak görürler. Çocukların ya da başarının gelip, gideceği gibi, ve
bu geliş ve gidişlerin kontrolümüzde olmayan pek çok etkene ve birini elde etmenin yolunun başkalarının da elimizde olmasına bağlı olması, insanı korku ve endişe içine düşürür.
 

Sonuçta, Budist felsefesinde bir şeye bağlı olmanın anlamı, onu ümitsizce elinde tutmaya çalışmak, onu yitirmenin bir felaket olacağını düşünmektir. Öğrenmemiz gereken, bir şeyleri severken, onun hak ettiği değeri öğrenmemiz, fakat severken maddi değerini düşünmeden ve ona olan sevgimizin, ona bir şekilde sahip olmamızla ilişkilendirmeden yapmalıyız. Ve şu an, Go' daki iliştirme ile olan paralellik ortaya çıkmaya başlamaktadır.
 

İliştirdiğiniz taş çok değerli olmakla beraber, değeri genellikle göz ardı edilir. Bu durum, herhangi bir taşını esir vermek istemeyen, oyuna yeni başlayanlar için bir tezat gibi görünebilir. Bu kişiler, rakiplerinin ciddi hesaplamalar sonucunda yerleştirdiği taşa odaklanırlar. Eğer ellerinden gelirse, bir şeyin değerini hatalı tahmin ederek ve düpedüz bir açgözlülük olduğunu görmeyip, büyük bir iştahla bu taşı almak için saldırırlar. Güçlü olan oyuncu " Hımm! Bu taşı mı istiyorsun?" diye düşünür, "Başka bir tane daha ister misin". Güzel şeyler sonsuza kadar sürmezler. Sıklıkla onlardan vazgeçmek, bizi daha iyiye götürebilir. Taşları basitçe tehdit etmedeki, taş fedasının altında yatan temel prensibi anlamak, go'yu öğrenirken izlenmesi gereken önemli bir adımdır.
 

Sonuç olarak, go oyuncuları iliştirmenin Budizm'imdeki anlamını öğrenebilmeye iyi hazırlanmışlardır. Biri birkaç taş koyar ve bir iskelet ya da bir hayat inşa etmeye başlar, beraberinde bir taş ya da bir taş grubunu, genele baktığında daha iyi bir sonuç elde etmek için feda etmekten korkmamalıdır. Burada bir bütüne saygı duyuyorsak, bütünü oluşturan parçalara da saygı duymamız gerektiğini, ama bununla beraber bütün için ufak parçaların fedasının gerekebileceğini düşünmeliyiz). Tahtanın bir bütün olarak paylaşıldığı sona, oyun sonuna ulaşılırken, kişi her bir taşın hem çok değerli, hem de feda edilebilir olduğunu düşünmelidir. Budist görüşü, kendi mallarına, işlerine, çocuklarına ve hayatlarına bakışı bundan farklı bir şekilde değildir. Bu şeylere tümüyle sahip olmanın tek yolu, hiçbirinin gerekli olmadığını ve hepsinin geçici olduğunu kabul etmekten geçer (etmektir). Sonuçta, bunlardan birini kaybetmek ile, insan mahvolmaz veya onu aydınlanma yolundan alıkoymaz. Bundan, birinin bu şeyleri değersiz olarak görmesi gerektiği anlamını da çıkartmamalıyız. Dünyanın değerinin tam olarak verebilmesinin yolu, onu ciddiye almadan, ondan feragat etmekten geçer. Gerçek hayatta, bir şeylere iliştirilenler (onlara yüklediğimiz değerler) bir kimseyi çok ağırlaştırır. Go' daki iliştirme tecrübemizden, hayatımızı nasıl kolay ve aydınlanmış yapmayı öğrenebiliriz.
 

Bildiklerin de Sana Zarar Verebilir
 

"Merdiveni bilmiyorsanız, goyu da bilmiyorsunuzdur." tanıdık bir özlü sözdür, ancak şimdi daha geçerlisi var: "Merdiveni bilseniz de go yu bilmiyor olabilirsiniz."
 

23 Nisan'da gerçekleşen Korean KAT Cup'da Lee Sedol' ün merdivenin karşısında merdiven bozucu* bir taş varken merdiveni uzatarak şansını denemesi birçok go oyuncusunu şaşkınlığa uğrattı.
 

Bütün go oyuncularının bildiği bir şey vardır ki, doğru yerde bir merdiven bozucu varken ya taşı alırsınız ya da merdiven bozucuya saldırırsınız. Kesinlikle merdiveni uzatmazsınız.
 

Öyleyse dünyanın en güçlü oyuncularından biri, vasat bir amatörün bile yapılmaması gerektiğini bildiği bir şeyi yapıyor ve oyunu bu sayede kazanıyorsa ne düşünmeliyiz?
 

Yapacağımız şey dünyanın en mükemmel oyununun güzelliklerine hayran olmaktır. Belki gerçekten de bu oyundaki olasılıkların sınırı; ya da "doğru oyun" şeklinin basmakalıp kuralları yoktur: Sadece hayal gücümüze meydan okuyan, yaratıcı olasılıkların sınırsız ve mucizevi dünyasıdır.
 

Budistler dünyanın belirsiz bir anlamda açık uçlu olduğunu savunurlar. Hiçbir şey kesin değildir ve her şey mümkündür. Lee Sedol bunun go için kesinlikle doğru olduğunu gösterdi. Öyleyse rahat olun ve sürprizlerin tadını çıkarın. Merdiven bozucu (ladder breaker), sürekli tek nefes alanı bırakılarak merdiven şeklinde kaçmaya zorlanan bir grubun kaçış yolunda bulunan kendi taşıdır. Bu taş kaçan grubun o taşa geldiğinde kurtulmasını sağlar.

 

Kaybetmekle Başa Çıkmak
 

Demek kaybetmeyi sevmiyorsunuz. Buna benzer bir şeyi bir Zen ustasına söylemiş olsaydınız gülmekten yerlere yatardı. Size şöyle derdi: Durumun genelini düşün, aynı tahtadaki taşlar gibi hep birlikte bölünmez bir bütün oluşturuyoruz. Oyun bittiğinde biri kazanmıştır ve diğeri kaybetmiştir. Dolayısıyla ortada en az bir mutluluk unsuru vardır: kazanmayı tecrübe etmek. Kazanan değilseniz sizin için önemli olan durumdan mutlu olunacak bir şey çıkartmaktır. Etraftan soyutlanarak kendinize odaklanmak işe yaramayacaktır. O bakış açısından yenik düşmüş birisinizdir yalnızca, tıpkı tek bir go taşının değersiz bir taştan farksız olduğu gibi.. Oyunun bitmiş olduğu gerçeğine odaklanmak da işe yaramaz. Sonuçta oyunu oynamak olumlu bir süreçti ve sizi sıkan oyunun bitiş şekliydi. Ancak olayı her şeyin dışından, bir bütün olarak değerlendirirseniz olumlu bir sonuca varabilirsiniz. Kendinizi soyutlanmış ve bıkmış olarak görmemenin yolu gözden kaçırdığınız, olayın geneline odaklanmaktan geçer. Kendinizi kazananla iletişime geçmeye zorlayın, onu tebrik edin, gülümseyin, oyunda gerçekleşen o muhteşem kovalamacıları ve bağlantıları düşünün ve ileride oynayacağınız onca heyecan verici oyunu bekleyin. Bilmelisiniz ki kaybettiğinizde de kahkahalar atıyor olacaksınız. Ha-ha-ha-ha!
 

Handikaplı Oyunlar


            Kendiliğinden eşleştirmeli turnuvalar pek ilgi çekmiyor. Oyun bitirildiğinde kimlerin boşta olduğu tamamen rastlantısal olduğundan, oyunların pek çoğu yüksek handikaplı oynanıyor; belki de oyuncular seviyelerinin etkileneceği maçları yüksek handikapla oynamaktan çekiniyorlar. İlginç olan, yüksek handikaplı oyunlardan her iki tarafın da hoşlanmaması. Daha zayıf olan oyuncu kendisinden altı seviye daha güçlü biriyle oynamaktan korkarken, daha güçlü olan oyuncu da bir o kadar zayıf bir rakibin kendisini yenmesini kabullenemiyor. Yüksek handikaplı oyunlar çekişmeli geçer çünkü eşit oyunlardan farklı bir strateji gerektirir. Beyaz zayıf ve dağınık kalmak pahasına bile olsa elinden geldiğince karışık durumlar yaratmaya çalışırken
siyah da sağlam oynayıp her fırsatta zayıf beyaz gruplara saldırarak ayakta kalmaya çalışır.

 

 Teoride bu beyazın siyahtan çok daha fazla çabalaması anlamına gelir ama beyaz zaten daha iyi bir oyuncu olduğu için durum eşitlenir. Aslında yüksek handikaplı bir oyun, beyaz için keyif verici bir maceraya dönüşebilecek ilginç bir meydan okumadır. Siyah dayanabilir ve kazanırsa, zayıf bir oyuncunun güçlendiğini görmek her zaman güzel bir şeydir. Çok önde başladıktan sonra onca beklenmedik ve tanımadık hamleyle karşılaşmak siyah için çok özel bir tecrübedir ve her tarafta sizin taşlarınız varken zayıf beyaz gurupların yaşam mücadelesi vermesini izlemenin verdiği hazzı tadınca bu tür oyunlardan daha çok zevk almaya başlayacaksınız. Kaybetseniz bile, güçlü bir oyuncunun zor durumlarda neler yapabildiğini görmek hayret vericidir. Yüksek handikaplı oyunlar eğlencelidir. Sırf go'nun bu eğlenceli yönünü keşfetmek için kendiliğinden eşleşmeli turnuvalara gitmelisiniz.
 

Alzheimer'ı Önlemek


            New England Journal of Medicine(NEJM)'ın son sayısında gönderme yapılan hikayeyi büyük ihtimalle görmüşsünüzdür. Bu hikaye tahta üzerinde oynanan oyunların Alzheimer de dahil bir çok unutkanlık hastalığına yakalanma riskini azalttığını somut kanıtlarla ortaya koyuyor. Doğal olarak bu iyi bir haber, ancak bu haber, Yasuda Yasutoshi tarafından Japonyada yürütülen araştırmalar sayesinde go camiası için pek de yeni bir haber sayılmaz. Amerikalı araştırmacıların go dan haberdar olmamalarına karşın go dan yararlanılabilecek alanlar bunla da sınırlı değil. Ben bir yıldan uzun bir süredir Washington, DC' deki bir zihinsel özürlüler merkezinde bir program yürütüyorum. Sonuçlar oldukça sıradışı. Normal hayatlarında pasif ve içine kapanık olan birçok insan, büyük bir demo tahtasında hep birlikte "hapis go1" oynadığımız zaman benimle ve birbirleriyle etkileşime geçip eğleniyorlar. Go nun bu alanda pek çok avantajı var. "Hapis go" gibi, birçok kişiyi kapsayan takım oyunları tek bir liderin büyük bir grupla uzun süre başa çıkabilmesini sağlıyor. Ayrıca, hapis go nun kuralları o kadar basit ki, kesişimlere birer taş koymakta zorlanan bir kişi bile bu oyuna katılabiliyor. Diğer insanlarla bir arada ilginç ve karışık bir aktivitenin parçası olmak, içine kapanmış insanlar için sağlıklı ve faydalı bir tecrübe oluyor.

 

           Go nun insanların içlerindeki benliği dışarı çıkarmalarına yardımcı oluşu oyunun en belirgin yararlarından biri. NEJM' in raporu herhangi bir unutkanlık hastalığı olmayan kişilerle ilgiliyken, benim programım belirgin sorunları olan insanlara yönelikti; ancak bu da go nun avantajlarından bir diğeri. Satranç benzeri bir oyun oynayabilmek için keskin bir zekaya sahip olmak gerekirken, hapis go  herhangi biri tarafından oynanabilir; dolayısıyla bu oyun satrancın bir alternatif olamadığı insanlara da umut veriyor. Go camiası bu muhteşem oyunun zihinsel özürlülerle ilgilenen kişilere tanıtılması için çaba harcamalıdır.
 

İşte Devrim


            "O yalnızca basit bir oyun değil; o, devrimin önemli bir silahı."Bu alıntı 1960'larda Küba'dan Orta Amerika'ya kadar diktatörlerle savaşan birine, doktorluktan devrimciliğe geçmiş olan Che Guevara'ya atfedilmiştir (Orta Amerika'nın mevcut düzenine
fazlasıyla zarar vermiştir). www.philosophyfootball.com'nin üyeleri tarafından hazırlanmış bir tişört üzerinde gözüküyor (futbol düşkünlerine ait bir İngiliz sitesi). Ve doğal olarak bu söz bana birçok yaşam üzerinde devrimci bir etki göstermiş olan go'yu düşündürdü.
 

Bu "basit oyun" şaşırtıcı bir şekilde güç sahibi oluyor. Bu yalnızca bizim ona karşı duyduğumuz bağımlılıktan değil, bu oyun bizi aynı zamanda daha iyi insanlar haline de getiriyor. Hiç kuşkusuz ki; eğer daha çok insan go oynasaydı yaşadığımız dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Nihon Kiin'deki insanların global barışı sağlamak yolunda tüm ciddiyetleriyle go'nun dünya çapında
tanıtımını yapmalarından nasıl etkilendiğimi hâlâ çok net bir şekilde hatırlayabiliyorum.
 

Devrimci bir güç tıpkı insanların davranış biçimini değiştirdiği gibi onların düşünce yapılarını da değiştiriyor. Go oynamak bunun her ikisini birden yapıyor kuşkusuz. Bir go oyuncusu "Bir planın olsun ama esnek kal." "Kuşatma durumlarına dikkatini yoğunlaştır." "Rakibinin de bir şeylere sahip olmasına izin ver." şeklindeki düşüncelerle bütünleşmişken aynı sözleri başka olgulardan çıkarabilmek çok daha ender görülmektedir.
 

Daha iyi bir oyuncu olabilmek için daha güçlü rakiplerim olmalı; bu durumda, sizi daha iyi bir oyuncu yapabilmek için elimden gelenin en iyisini yaparım. Kazanmam için sizin yok olmanız gerekmiyor. Rakiplerinize karşı sahip olduğunuz buna benzer tutumların ortak bir değer haline gelmesi durumunda dünyanın neye benzeyeceğini bir düşünün. "Şeytani" ülkeleri işgal etmek yerine, belki de bu ülkelerin liderlerine go oynamayı öğretmeliyiz.
 

Yani eğer yeniden bir okula giderek oradaki çocuklara go öğretecekseniz bir daha ki sefere şunu hatırlayın: O yalnızca basit bir oyun değil.
 

Çok Fazla Düşünmek


            "Çok fazla düşünüyorsun" sözü Zen öğretmenlerinin temel eleştiri biçimidir. Fakat, Zen öğretmenleri Go oynamayı severler ve Go oyunu da fazlaca düşünmeyi gerektiriyor; işte size bir muamma. Kimi zamanlarda düşünmeden oynayarak da etkili bir oyun çıkarabilirsiniz, ama çalışma ve pratik yapmayla bir takım iyi alışkanlıkları kazanıyorsanız eğer, bunun özünde düşünmek vardır. Düşünmek Go'nun temelidir.
 

Bununla birlikte, Go'da çok fazla - veya hiç değilse etkisiz biçimde- düşünmek diye bir şey de söz konusudur. Bir şey hakkında etkili bir şekilde düşünmek için onu net olarak görebilmelisiniz ve işte bizim oyundaki düşünmeyle ilgili başımızı belaya sokabileceğimiz nokta da burasıdır: Tahtanın bütününü algılayamadan düşünmek. Gerçekten neler olduğunu algılamak için oyunun içine girmek zorundasınız. İnce şekillerin zayıflığını, yaptığınız duvarların içindeki korku verici belirsizliği hissetmeli, esir alınma baskısını ve iki göze sahip olamama endişesini yaşamalısınız. Go ile ilgili düşünmek yalnızca bu tür tecrübeleri yaşamış olmanın üzerine kurulu bir algılama ile en etkili biçimine ulaşabilir. Aksi takdirde düşündükleriniz kolaylıkla rüyalar âlemine kayacaktır. Zen öğretmenlerinin şikâyetçi oldukları düşünme şekli de ân içinde dalıp gitmekten ayrılmış olan bu
düşünce biçimidir.
 

Dolayısıyla oyun için hissettiklerinizi geliştirmeye odaklanın ve belki düşünceleriniz de sizi doğru
yolun dışına yönlendirmeyecektir.
 

Şeytanlarla Oynamak


            Tibet'te başlayan ve onların inançlarında yer alan ünlü şeytanlardan birinin de büyük rol aldığı oldukça zevkli ve de esrarlı bir hikâye okuyordum (The Skull Mantra, Eliot Patison). Tibet Budizm'i yalnızca şeytanlarının görünümü itibariyle değil, birçok yönüyle Zen geleneğinden tamimiyle ayrıdır. Tibet şeytanları her zaman için aşırı korkutucu olmakla birlikte insanlarla da
genellikle vahşet içerikli etkileşimlere sahiptirler.
 

Unutulmaması gereken anahtar nokta onların her zaman kötü çocukların peşinden gittiğidir. Aslına bakılırsa şeytanlar Buda öğretileriyle uyum içinde yaşamaya çabalayanların yanındadır ve üzerinizdeki negatif baskılardan kurtulmanız için oradadırlar. Bu durum size Go oyunundaki rakibiniz hakkında kullanışlı ve kesinlikle çok farklı bir düşünme yolu sunuyor.
 

Doğaldır ki; bir oyuna başladığınız zaman kendinizi biraz kaygılı hissedersiniz, hele ki bu oyun sizin seviyenizi de etkileyecek bir turnuva karşılaşması ise. Dolayısıyla rakibiniz biraz korkutucudur. Neden onu daha da korkunç yapmıyorsunuz? Onu kocaman bir negatif enerji gönderen ve muazzam kayıplarla tehdit eden dehşetengiz bir şeytan olarak düşünün.
 

Sonra tüm bu negatif enerjinin şu kötü alışkanlıklara ve oyunlarınızı mahveden bütün dikkatsiz hatalara yöneltildiğini hatırlayın ve şeytanınızın bunların hepsini alıp götürmesini bekleyin. Belki şeytanî rakiplerimizin vahşi tepkileri hakkında birazcık endişeli olmak, en iyi oyunumuzu oynamamız için gerekli olan odaklanmayı sağlamak konusunda da bize yardımcı olabilir.
 

Dolayısıyla, ilk taşınızı oynamadan önce rakibinize bakın ve eğer kötü oynarsanız o kolunuzu çıkarıp alacağını düşünün. İncitemez.
 

Çeviriler:
Mehmet Dardeniz: İliştirme
Utku Üzülmez: Şeytanlarla Oynamak, Çok Fazla Düşünmek, İşte Devrim,
Engin Şenelt: Alzheimer'ı Önlemek, Handikaplı Oyunlar, Kaybetmekle Başa Çıkmak, Bildiklerin de Sana Zarar Verebilir, Go' da Mecaz
William Cobb
William Cobb, Virginia (Amerika) William and Mary Universitesinde felsefe profesörüdür. Budist felsefe ve go oyunu özel ilgi alanıdır ve öğrencilerin go oynamayı öğrendiği "Doğu Felsefesi ve Go Oyunu" adında ilgi çeken bir ders vermektedir. Cobb aynı zamanda Richmand, VA'da yüzlerce ilkokul ve ortaokul öğrencisine ve aynı zamanda emeklilere evlerinde ve kurumlarda zihinsel özürlülere go öğretmektedir. 1996 yılında, Nihon Kiin (Japon Go Federasyonu)'dan "Uluslararası Go Eğitmeni" sertifikası verilmiştir. Cobb, Go'nun bir çeşit hapis oyunu tarzı üzerine metin tabanlı bir başlangıç kitabı olan Sterling Publishing Co. tarafından basılmış The Book of Go adlı kitabı ve 1994 yılından beri de Amerikan Go Dergisinde Boş Tahta adlı bir köşeyi yazmaktadır.
The Empty Board #41E
American Go Journal, 23 Aralık 2004
Copyright © 1994-2005 William Cobb. Tüm Hakları Saklıdır.